Bedava Film İzle

WwW.CsS-MeRKeZ.tR.gg

effe58

EY VARLIĞI VAR EDEN VAR

Ey varlığı varı var eden var


İnsanoğlunun dünyada meydana getirdiği bütün eserler sayılsa, hepsi tek tek terazinin kefesine konsa, hammaddesi söz olan eserlerden daha sağlam, sürekli ve kıymetlisi bulunamaz. O eserler ki fikir alışverişini sağlar. Fikirler geliştikçe medeniyet ilerleyip insan gelişir. Güzel ve nükteli bir söz, aradan binlerce yıl geçse bile yaşlanmayan, güzelliğinden hiçbir şey kaybetmeyen bir dilber gibidir. Sağlamlığını, tazeliğini koruduğu müddetçe herkesin gönlünde sevgisi artarak devam eder. Sağlamlıktan kastımız elbette güzel ifadedir. Yoksa güzel ifade edilmeyen en değerli fikirler bile muhafazasız mücevher konumuna düşüverir; kırılması, çalınması, kaybolması kolay olur. Eski şairler mısra işçiliği yaparken daima bu sağlamlığa itibar etmiş, kelimeleri ona göre seçmiş, üslubu ona göre belirlemişlerdir. Üstelik sözlerini kafiye ve vezin ile de sabitlemeye özen göstermiş, hatta mısralar arasında iç kafiyeler, seciler, iştikaklar uygulamış, kelime veya hece tekrarlarıyla bir müzikalite oluşturup akılda kalıcılığın gücünü artırmışlardır. Mesela şu dizeleri okuyalım: Gelir seylâb-ı eşkim taşa taşa Akar cûy-ı sirişkim coşa coşa Zen-i dünya dolu bir câma benzer Nazar kılma Kabulî boşa boşa Buradaki bazı kelimeleri tanımasak, anlamasak, bilmesek dahi kafiye ve rediflerde tekrar edilen kelimeler zihnimizde zengin bir çağrışım ile şairin ifade etmekte olduğu duygu atmosferine bizi sürükleyip götürür. İşte yukarıdaki mısraların ilk söylediği anlam: "Gözümdeki yaşlar sel oldu, taşa taşa gelmekte. O göz yaşlarının oluşturduğu ırmaklar artık coşa coşa akıyor. Dünya denilen gelin, dolu bir kadehe benziyor; ey Kabulî, onun karşısına geçip bakman boşadır, boşa (çünkü onu elde etmen mümkün değildir veya hiçbir zaman elde edemeyeceğin o geline boşu boşuna bakıp durmanın anlamı yoktur)!.. Bir insanın elde edemeyeceği bir şeye "kedi ciğere bakar gibi" bakması, yüreğinde çizikler oluşturur ve içten içe ıstırap verir. Hele de göz yaşları taşa taşa akıp coşkun ırmaklara dönmüş bir şairin durumunda bu bakış pek hazindir. Öte yandan şairin kullandığı bu kelimeler okuyucunun zihninde bambaşka çağrışımlar da yaptırmaktadır. "Zen-i dünya (dünya kadını)" ifadesiyle dünyanın bir kadın hükmünde olduğunu, bu kadının da susamış aşıklar katında dolu bir kadeh misali cazibeyle durduğunu ama asla elde edilemediğini vehmettirmektedir. Dünyayı bütün cazibesiyle anlatan şairin aynı ifadelerinde bu anlamın tam tersi de gizlidir. Şöyle ki, dünya denen kadın madem şarap dolu bir kadeh gibidir o halde mü'min olana o kadehten uzak durmak, yani o kadını boşamak düşer. Nitekim şair "Boşa!.. Boşa!" derken biraz da dünya ile kıyılan nikahtan kurtulmayı, yani masivayı bir kenara koyup asıl yaratılış amacına uygun hayat sürmeyi telkin etmektedir. Dünya kadını her ne kadar içi dolu bir kadeh kadar çekici görünse de hakikatte binlerce erden geri kalmış bir acuzedir. Gelin suretinde görünmesi bir kocakarı olduğu hakikatini değiştirmez. Üstelik bu onun yaşından bellidir ve kaç kocadan geri kalmış, kaç nesil tarafından tüketilmiştir. Kabulî Efendi'nin (ö.1592) bu beyitte söyledikleri henüz bitmiş değil. Nitekim son iki dizede tezat gibi duran "dolu" ve "boşa" kelimeleriyle şair, dünya hayatının değerini bilme konusunda kendi gönlüne bir ihtarda bulunuyor. Yani ki, dünya hayatını aşk şarabıyla dolu bir kadın misali kıymetli bilip (doluyu boşa saymayıp / boşa nazar kılmayıp) onu boşa geçirme; aşk yolunda (seher vakitlerinde) ağlayıp inleyerek, göz yaşlarını taşan ırmaklar gibi coşturarak ömrünün kıymetini bil ve gerçek hayatı kazanmış ol; boşa boşa nazar kılma!.. Buna benzer bir beyit daha okuyalım: Kande kandum ey sanem güllâb-ı la'lün kandine Kim bana Kandı deyü bühtan edersin her nefes Diyor ki Kandî (ö.1554) Efendi; "Ey biblo güzel!.. Dudağının gül be şekerine ne zaman kandım ki, adımın Kandı olmasına bakıp bana durmadan "kandı" diye iftira ediyorsun!.." Elhak, şair bu siteminde haklıdır. Çünküsü, ömrü boyunca sefil ve perişan bir hayatı yaşamış, sokak köpeklerini beslemesiyle tanınıp halk nezdinde itibardan olmuş bir adamdır. Şimdi bu şair, sevgilisine sitem için kelime ve hece tekrarlarından yararlanarak zarif bir nükte gösterse şaşılır mı?!.. Üstelik de adı Kandi (Şeker sözlü, şekerci, şeker gibi, şekere bulaşık) olup da ömrünce şeker yüzü görmeyen birisi kelimeyi fiil olarak okuyup Kandı yapar ve de ömür boyu aç gezerse!.. Buna benzer bir kelime tekrarını Tanzimat yıllarının ünlü siması Şinasi pek nefis bir manaya oturtarak ifadelendirmiştir: Ey varlığı, varı var eden var Yok yok sana yok demek ne düşvar "Ey varlığıyla var olan her şeyin var oluş sebebi olan Var; yok, yok, sana yok demek hele ne zor şey!.." Bu söz karşısında şaire selam durmaktan gayrı ne yapılabilir?!.. [BERCESTE] Hayretlenirim, hayreti tarif ne mümkün Hayret ile hayret veririm hayrete tekrar Hâmid
Yazan:İSKENDE PALA
Yayınlayan:AZİZE EFE
Bugün 1 ziyaretçi (24 klik) kişi burdaydı!

Hakkımızda

Her Türlü Tasarimi www.css-merkez.tr.gg

Adresinde BuLabiLirsiniz...
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=